Brama_SoLe Profesyonel Üye


Kayıt: Nov 06, 2008 Mesajlar: 875 Nerden: istanbulOffline
|
Tarih: Pzr Şub 22, 2009 11:09 am Mesaj konusu: Edebiyat Dönemleri |
|
|
TÜRK EDEBİYATI
İslâm'dan Önceki Türk Edebiyatı: Eldeki bilgilere göre, Türklerin ilkanayurdu Orta Asya'dır. Bu bölgede Türklerin yaşadıkları bazı yörelerdebulunan yazılı belgeler, Türk dili ve edebiyatı konusunda önemlibilgileri günümüze iletmiştir. Türkçe en eski yazılı belgeler, VIII.yy'darı kalmadır (Göktürk yazıtları). Bu yazılı belgelerdeki dilingelişmiş, içeriğinin zengin olması, Türk edebiyatının çok daha eskileredayandığını gösterir. Çünkü, ürünler yazıya geçirilmeden önce, uzuncasüre sözlü gelenekte yaşamıştır. Bu bakımdan İslâm'dan önceki Türkedebiyatını da iki ana dalda incelemek gerekir: Sözlü gelenek; yazılıgelenek.
Sözlü gelenek (ya da sözlü ebiyat): Bütün ulusların edebiyatında olduğugibi, Türk ulusunun da başlangıçtan günümüze süregelen bir sözlüedebiyat geleneği vardır. Sözlü geleneğin ürünlerinin tümü günümüzekalmamıştır, Kaşgarlı Mahmut'un, Divanü Lügat it-Türk ([Türk DiliSözlüğü) adlı yapıtındaki sözlü edebiyat ürünlerine göre, Türklerdesözlü gelenekte şiir önde geliyordu. "Kam", "baksı", "ozan", "şaman"gibi adlar verilen ilk ozanlar, aynı zamanda "kopuz" denen bir çalgı daçalmaktaydılar. Hekimlik, büyücülük gibi görevleri de olan bu ozanlar,şölen, sığır, yuğ gibi törenlerde görev alıyorlardı. Turfan kazılarındailk Türk ozanlarından bazılarının şiirleri bulunmuştur. Aprınçur Tigin,Çuçu, Kül Tarkan, Çısuya Tutung, Asıg Tutung, Sungku Seli Tutung, KalımKeyşi adlı ilk Türk ozanlarının şiirlerinde, genellikle dörtlük nazımbirimi, hece ölçüsü kullanılmıştır. Bu şiirlerin dili de "öz Türkçe"dir. Söz konusu şiirlerde "koşuğ", "kojan", "takşut", "ır", "yır","şlok", "kavi", "basık" gibi adların kullanıldığı dikkati çeker. Sözlügelenekte oluşan türler arasında, destanlar ilk sırayı alır. Sonrakoşuklar (sevgi, doğa güzellikleri, vb. konuları işlerler), sagular(ölen bir kimsenin arkasından söylenen, onun yiğitliklerini, ölümündenduyulan acıyı dile getiren şiirler) gelir. Kaşgarlı Mahmut'unsözlüğünde, eski Türk atasözleri (sav)örneklerine de rastlanmaktadır.Sözlü gelenekler pek çok biçimsel, bölgesel, vb. değişikliğe uğrayarakgünümüze gelmiştir.
Yazılı gelenek ya da yazılı edebiyat: Yazının bulunmasından sonra,sözlü geleneğin yanı sıra, yazılı edebiyat da başlamıştır. Türkçe'deilk yazılı belgeler, VI. yy'dan kalan Yenisey yazıtları ve VII. yy'dankalan Göktürk yazıtlarıdır. Bu yazıtlar arasında Kuzey Moğolistan'dabulunan Kültigin yazıtı (dikilişi 732), Bilge Kağan yazıtı (dikilişi735) ve Tonyukuk yazıtı (dikilişi 720) anı-söylev türünün ilk örneklerisayılır. Türk toplumunun devlet, toplum, iktisat, siyaset, kültüryaşamlarıyla ilgili bilgiler vermesi açısından büyük değer taşıyan buyazıtlarda, gelişmiş bir Türkçe kullanılmış olması, yazılı geleneğindaha önceleri başladığı izlenimini uyandırmaktadır, Uygur Türklerindenkalan yazılı ürünler arasında da, Altun Yaruk özel bir önem taşır.Çince'den Türkçe'ye çevrilen bu kitap, buddhacılığın kutsalyapıtlarındandır. Öbür Uygurca öyküler arasında Cestani Bey Hikâyesi,Kutsal Tavşan Hikâyesi, Prens Kalyanamkara ve Papamkara Hikâyesisayılabilir. Dinsel niteliği önde gelen Uygur edebiyatında, çevirilerağır basmaktadır.
İSLAM UYGARLIĞI ETKİSİNDE GELİŞEN TÜRK EDEBİYATI
Karahanlı hükümdarı Satuk Buğra Han'ın İslâm dinini devlet dini ularakkabul etmesi (940), Orta Asya Türk boylarının yavaş yavaş İslâmuygarlığının etkisine girmesine yolaçtı. Çeşitli Türk boylarında Arapabecesi benimsendi; Türkçe'nin yapısında Arapça ve Farsça sözcüklergörülmeye başlandı. Orta Asya Türk edebiyatı, sırasıyla Karahanlıedebiyatı (Kaşgarlı Mahmut: Divanü Lügat it-Türk; Yusuf Has Hacip:Kutadgu Bilig; Edip Ahmet: Atabet ül-Hakayık; vb.)Harzem-Altınorduedebiyatı (Kerderli Mahmut: Nehc ül-Feradis(Cennetlerin Açık Yolu];Şeyh Şerif Hoca: Muin ül-Mürit [Müritlerin Yardımcısı]; Harizmi;Muhabbetname; Ali; Kıssa-i Yusuf; vb.), Çağatay edebiyatı (HüseyinBaykara; Ali Şir Nevai; Muhammet Şeybani Han; Babur [Vekayiname};Ebülgazi Bahadır Han (Secere-i Türk) vb.) evrelerini yaşadı (günümüzünÖzbek edebiyatı, Çağatay edebiyatının devamıdır). Doğu Türkçesi'ninegemen olduğu yörelerde gelişen bu edebiyatın yanı sıra, Batı Türkçesiçevrelerinde de Azeri edebiyatı (Molla Penah Vakıf; Şehriyar; vb.),Türkmen edebiyatı (Mahdum Kuli, vb.) ve Anadolu Türk edebiyatı gelişti.XIII. yy'dan başlayarak büyük bir gelişme gösteren Anadolu Türkedebiyatı, divan edebiyatı ve halk edebiyatı kollarına ayrıldı
DİVAN EDEBİYATI
Osmanlı ülkesinde, özellikle medreseden yetişen aydın kimselerin Arapve Fars edebiyatlarını örnek alarak oluşturdukları yazılı edebiyata,"divan edebiyatı" adı verilir. XIII. yy'dan XIX. yy'ın ortalarına kadarsüren divan edebiyatı, adını, şairlerin şiirlerini topladıkları "divan"denilen kitaptan almıştır. Divan edebiyatının tarihsel gelişmesi dörtdönemde incelenebilir:
Kuruluş dönemi: Geçiş dönemi; olgunluk dönemi; çöküş dönemi.
Kuruluş dönemi (XIII. yy.-XV. yy'ın ilk yarısı) Bu dönemde Sadi,Feridettin Attar, Nizami gibi İranlı şairlerin yapıtları Türkçe'ye(Osmanlıca'ya) çevrildi. Bu çeviriler, biçim ve öz bakımından yeni biredebiyat geleneğinin kurulmasına ön ayak oldu.Gülşehri, Hoca Dehhani,Nesimi, Ahmet Dai, Kadı Burhanettin, Şeyhi gibi şairler, bazen din dışıkonuları, çoğunlukla da, çeviri yapıtların etkisiyle, tasavvufkonularını işlediler.
Ceçiş dönemi (XV. yy'ın ikinci yanst-XVI. yy'ın baş¬lan): Saray veçevresinde oluşan divan edebiyatı, bu dönemde özellikle belirli birsınıfın (saray ve çevresi) edebiyatı olma niteliği aldı. Seçtiklerikonular, genel eğilimleri, dilleri ve dünya görüşleri, şairleri busınıfın hizmetine soktu. Saray ve çevresinden yakın ilgi ve destekgören, ama topluma açılmayan divan edebiyatı, resmi bir edebiyat, dahadoğrusu bürokratik bir edebiyat kimliğine büründü. Ahmet Paşa, Necatişiir alanında, Mercimek Ahmet, Âşıkpaşazade ve Sinan Paşa düzyazıalanında başarılı yapıtlar ortaya koydular.
Olgunluk dönemi (XVI. yy'ın başları-XVIII. yy'ın ikinci yarısı): Budönem, Fars edebiyatı etkilerinin en aza indiği, divan şairlerinin veyazarlarının kendi kişiliklerini, yaratıcılıklarını en iyi biçimdegösterdikleri dönem olarak kabul edilebilir. Divan şair ve yazarları budönemde, etkilenme ve esinlenme yerine, özgün yaratıma yöneldiler;biçim ve içerikte bazı yerli öğeler oluşturdular. Şairlerin bazıları(özellikle Şeyh Galip), "Sebk-i Hindi" akımını tanıttılar ve bu akımauygun şiirler yazdılar. Sabit ve Nabi'nin başlattığı "yerlileşme"yse,Nedim'de ve onu izleyenlerde belirli bir bütünlük kazandı. Bu döneminşairleri arasında Fuzuli, Hayali, Baki, Bağdatlı Ruhi, Taşlıcalı Yahya,Naili, Nabi, Nef'i, Nedim, Şeyh Galip, Koca Ragıp Paşa, yazarlarıarasındaysa Sehi Bey, Âşık Çelebi, EvliyaÇelebi, Kâtip Çelebi, Peçcvi,Naima, Koçi Bey, Veysi, Nergisi, Yirmisekiz Mehmet Çelebi, vb.sayılabilir.
Çöküş dönemi (XVIII. yy'ın ikinci yarısı- XIX. yy'ın ilkyarısı):Osmanlı toplumunda görülen yenileşme akımları ve girişimleri,Batı dünyasıyla çeşitli alanlarda kurulan yakın ilişkiler, gazete vedergilerin Osmanlı ülkesinde de yayınlanmaya başlanması, bazı Osmanlıaydınlarının Batı ülkelerinde öğrenim görmeleri, Batı toplumlarını veuygarlığını yakından tanımaları, edebiyat dünyasında da belirli biretki uyandırdı. Diliyle, dünya görüşüyle toplumdan kopuk olan dîvanedebiyatı, yeni Osmanlı aydınları tarafından eleştirilmeye başlandı.Böylece, divan edebiyatının kendi çerçevesi içinde en güzeli yaratma,en güzel deyişe varma anlayışı değişmeye, edebiyatı toplumuneğitilmesinde, ahlâkının düzeltilmesinde, çevresini tanımasında vedeğiştirmeye yönelmesinde etkin bir araç olarak görme eğilimiyaygınlaşmaya başladı. Divan edebiyatı, ilk sivil gazetenin çıkıştarihi olan 1860 yıllarında sona ermiş kabul edilmektedir.
HALK EDEBİYATI
Türklerin XI. yy'dan başlayarak yurt edindikleri Anadolu'da sözlügeleneğin bir devamı olarak günümüze kadar sürdürülen sözlü edebiyata,"halk edebiyatı" adı verilir. Halk edebiyatı, kendi içinde üç bölümdeincelenir:
ANONİM HALK EDEBİYATI
TEKKE EDEBİYATI
AŞIK EDEBİYATI
ANONİM HALK EDEBİYATI
Anonim halk edebiyatı: Anonim halk edebiyatı, yazanı ya da söyleyenibilinmeyen bütün sözlü ve yazılı ürünleri kapsar. Halk öyküleri(destansı öyküler, destanlar, tarihler, menkıbeler, âşık Öyküleri,masallar, efsaneler, fıkralar), türküler, maniler, atasözleri,bilmeceler, seyirlik halk oyunları (karagöz, ortaoyunu, meddah), anonimhalk edebiyatı kapsamına girer. Bütün halk ozanları, bu tür anonimürünlerin bir türs aklayıcısı,taşıyıcısı, ileticisi gibi görevyapmışlar, meraklı kimseler de, bu ürünleri "cönk" adı verilen uzundefterlere yazmışlardır.
TEKKE EDEBİYATI
Tekke edebiyatı (XIII.-XVI. yy'lar arası): Anadolu'da XIII. yy'dakiiktisadi, siyasal ve toplumsal çalkantılar, Anadolu insanını tasavvufilkelerini yaymaya çalışan tarikatlara yöneltti; medreseye karşıttutumları, geniş hoşgörüleri, insan sevgisine verdikleri yüce değerletarikatlar (mevlevilik, bektaşilik, bayramilik, vb,), birer çekimmerkezi haline geldi. Tarikatlar, ilkelerini yaymak için çeşitli sanatkollarından oldukça geniş biçimde yararlandılar; bu arada zengin birtekke edebiyatı da doğdu, din ve tasavvuf konularını dinin kesinyasakları biçiminde değil de "gönül işi, gönül yolu" biçimindeyorumlayan, halkın diliyle ve sözlü geleneğin biçimsel özellikleriyledile getiren tekke ozanları, büyük bir etki alanı oluşturdular. Şiirlertekke toplantılarında ilahi, nefes gibi özel bestelerle okunuyordu.
Tekke edebiyatının ünlü temsilcileri arasında, XIII.-XIV. yy'lardaYunus Emre, XIV. yy'da Nebimi, XV. yy'da Kaygusuz Abdal, Eşreîoğlu Kumi, Hacı Bayram Velî,
XVI. yy'da Hatayi (Şah İsmail Safevi), Pir Sultan Abdal,Kul Himmet, Aziz Hudai, XVII. yy'da Niyazi-i Mısri anılabilir.
AŞIK EDEBİYATI
Âşık edebiyatı (XIV. yy'dan günümüze): "Âşık" adı verilen ozanlarıngeleneksel ürünlerinin oluşturulduğu edebiyata, "âşık edebiyatı" denir.Aşıklar, ürünlerini saz eşliğinde söylemelerinden ötürü, "saz şairi"diye de adlandırılır. Âşıklar, başlangıçta halka yakın olan tekkeedebiyatının vakıflar düzeniyle güçlenerek yüksek sınıfa yaklaşmasısonucu ortaya çıktılar; eski destan geleneğini sürdürüyor, aşk vedoğaya ilişkin şiirler söylüyor, sözlerine sazlarıyla eşlik ediyor,ustalarının geleneğini sürdürüyor, yaşadıkları çağın ve çevrenin bazıyönlerini şiirlerine yansıtıyorlardı. Şiirlerini doğaçtan (irticalen)söyleyen âşıklar, geleneksel yolu izledikleri, yaşamdan ve toplumdankopmadıkları için, etkilerini bir ölçüde yitirmiş olsalar da, günümüzdede sanatlarını sürdürmektedirler. Âşık edebiyatının temsilcileriarasında da
XVII. yy'da Karacaoğlan, Âşık Ömer, Gevheri, Gazi Âşık Hasan, XVIII. yy'da Âşık Nuri, Âşık Dertli, XIX.
yy'da Dadaloğlu, Erzurumlu Emrah, Bayburtlu Zihni,ÂşıkSeyrani, Tokatlı Nuri, Ruhsati, Sümmani, XX. yy'da
Kağızmanlı Hıfzı, Huzuri, Âşık Veysel Şatıroğlu, Aii İzzet Özkan, vb. sayılabilir.
BATI UYGARLIĞI ETKİSİNDE GELİŞEN TÜRK EDEBİYATI
XVII. yy'dan başlayarak sırasıyla "duraklama" ve "gerileme" dönemleriniyaşayan Osmanlı devleti, iç ve dış etkenler yüzünden kurumlarında birdizi yenileştirme eylemlerine giriştiyse de, imparatorluğungerilemesini ve giderek çökmesini önleyemedi.
Batı ülkeleriyle ilişkiler yalnızca askeri, siyasal, iktisadi düzeydekalmadı; Osmanlı aydınları, Batı kültür ve sanatıyla da yakındanilgilenerek, imparatorluk için yeni bir kültür ve sanat siyasetioluşturmaya çalıştılar. Bu çalışmalar sonucu, Türk toplumu, Doğu(İslâm) uygarlığının etkisinden yavaş yavaş çıkıp, Batı uygarlığıçevresine girmeye başladı.
Batı uygarlığı etkisinde gelişen yeni Türk edebiyatının başlangıcıolarak, ilk sivil gazete olan Tercuman-ı Ahval'in çıkış tarihi (1860)kabul edilir.
TANZİMAT DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI
Tanzimat dönemi edebiyatı (1860-1869): Türk toplumunda, 1860-1896yılları arasındaki edebiyat etkinlikleri, "Tanzimat edebiyatı" adıaltında toplanır. "Batılılaşma" olgusunu gerek basın, gerek edebiyatyapıtları aracılığıyla yaygınlaştırmaya çalışan Tanzimat dönemiyazarları, Batı şiir, roman ve tiyatrosundan oldukça etkilendiler. Buetkilenmeler, özellikle çeviri yoluyla gerçekleşti. Tanzimat yazarlarısanat anlayışları bakımından ikiye ayrılabilir: Namık Kemal, Şinasi,Ahmet Mithat Efendi, ve Ziya Paşa'yı kapsayan birinci kuşak(1860-1875); Recaizade Mahmut Ekrem, Sarnipaşaza-de Sezai, NabizadeNâzım ve AbdülhakHamit'i kapsayan ikinci kuşak (1875-1896). Birincikuşak "sanat toplum içindir", ikinci kuşak ise "sanat sanat içindir"İlkesini benimsemiştir.
Tanzimat döneminde ilk olarak Batı edebiyatından bazı romanlarçevrilmiş, bu çevirileri örnek alan Tanzimat romancıları,"Batılılaşma", "yanlış eğitim", "esirlik" gibi toplumsal kavram vekurumları bazen alaycı, bazen de gerçekçi bir biçimde işlemişler,romantizm (Namık Kemal, Ahmet Mithat Ffendi, Şemsettin Sami) vegerçekçilik (Recaizade Mahmut Ekrem, Nabizade Nâzım, SamipaşazadeSezai) akımlarını benimsemişlerdir. Ayrıca bu dönemde, Türk tiyatrosuoluşmaya başlamıştır.
Tanzimat dönemi Türk edebiyatı, birçok eksikliğine ve yanılgılarınakarşın, Batı örneğinde Türk edebiyatının başlangıcını oluşturmasıbakımından önem taşır. Bu dönemde Batı şiiri, romanı, tiyatrosu Türktoplumuna tanıtılmaya çalışılmış, edebiyat yapıtları aracılığıylatoplumun eğitilmesine ve bilinçlendirilmesine önem verilmiştir. Sözkonusu dönemde çıkan gazete ve dergilerinde, özellikle siyasalbilinçlenmede büyük katkısı olmuş, XIX. yy'ın sonlarına doğru, yeniyetişen ve özellikle Fransız edebiyatından bazı etkiler alan gençkuşak, servet-i Fünun dergisinde toplanarak, yeni bir edebiyat döneminibaşlatmıştır.
FECRİATİ DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI
Fecriati Dönemi Türk Edebiyatı (1909-1912): Fecriatı edebiyatı,Servetifünun edebiyatına tepki olarak doğmuş bir akımdır. Serveti-ifünun dergisinin Abdülhamit dönemi sansürü tarafından kapatılmasıyla,pek çok sanatçı İstanbul dışındaki dergi ve gazetelerde yazmak zorundakaldılar. İstanbul daki edebiyat etkinlikleri yok denecek kadar azaldı.İkinci Meşrutiyet ilan edilir edilmez (1908), hemen bütün dergiler,sayfalarını yeniden kültür ve sanat konularına açtılar. Dönemin gençedebiyatçıları, "Fecriati Ercümeni Edebisi" adıyla bir toplulukkurdular ve kendilerine yer veren Servet-i Fünun dergisinde birbildirge yayınlayarak (24 Şubat 1909) kendilerini topluma tanıtlılar.Bildirgeyi, Ahmet Haşim, Fmin Bülent (Serdaroğlu), Hamdullah Suphi(Tarıöver). Sahabettin Süleyman, İzzel Melih (Devrim), Ali Canip(Yöntem), Ali Süha (Delilbaş), Faik Ali (Ozansoy), Fazıl Ahmet (Aykaç),Mehmet Behçet (Yazar), Köprülüzade Mehmet Fuat, Müfit Ratip, YakupKadri (Karaosmanoğlu) gibi şair ve yazarlar imzalamışlardı.
Servetifünuncuları eleştirerek ve artık onların döneminin kapandığınıileri sürerek kamuoyuna kendilerini tanıtan fecriaticiler, sanat veedebiyatın duyguların eğitimine yardımcı olduğunu ileri sürerek, ulusungelişmesini ilke edindiklerini bildirmişlerdir. Amaçları Türkedebiyatını Batı'ya Batı edebiyatını da Doğu'ya tanıtmaktı.
"Sanat sanat içindir" ilkesine bağlı kalan, "sanat, kişisel vesaygındır"görüşünü savunan fecriaticiler, aslında, karşı çıktıklarıservetifünuncuların açtığı edebiyat geleneğini sürdürdüler;şiirlerinde, doğa ve aşk konularını genellikle romantik biranlayışlaİşlediler, toplum sorunlarını yüzeysel biçimde ele aldılar.
Meşrutiyetle canlan.Tiyatro etkinliklerine, Sahabettin Süleyman, MüfitKatip, Tahsin Nahil başarılı yapıtlarıyla katkıda bulundular.Şahabettin Süleyman ve Köprülüzade Mehmet Fuat, eleştiri ve edebiyattarihi çalışmalarına "Batılı" bir nitelik kazandırmaya çalıştılar.
MİLLİ EDEBİYAT
Milli Edebiyat (1911-1923). İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra,müslüman toplumları birleştirmek, kalkındırmak, hıristiyan dünyasıkarşısında denge kurmak amacını güden "islamcılık" ideolojisinin yanısıra. Önce edebiyat ve düşünce adamları tarafından ortaya atılan,sonradan siyasal bir nitelik kazanan "ulusçuluk" (milliyetçilik) akımıyaygınlaşmaya başladı. Ulusçuluk akımı bir süre sonra, "Türkçülük" adıaltında, dernekler ve yayın organları ("Türk Derneği, Türk Yurdudernekleri ve bu derneklerin çıkardığı aynı adlı dergiler) kurarak,siyasal örgütlenme yoluna gitti. Türk Yurdu derneğinin yerine, bir yılsonra Türk Ocağı kuruldu, 1913'te yayın hayatına başlayan Halka Doğrudergisi, halkın düzeyine inmeyi hem ilke edindi; hem de savundu.Ulusçuluk akımı, iktidar partisi İttihat ve Terakki tarafından dadesteklendiği için kısa sürede yaygınlaştı.
Selanik'te Ömer Seyfettin, Akil Koyuncu, Rasim Haşmet vefecriaticilerden bazılarının çıkardıkları Genç Kalemler (1911)dergisiyle, ulusçuluk akımı, edebiyat alanına da girmiş oldu. GençKalemler dergisi, ilk olarak "milli edebiyat" deyimini ortaya attı veböyle bir edebiyatın oluşturulması görevini üstlendi. Dergiçevresindeki yazarlar, dilin ulusallaştırılmasıyla işe başladılar:Dilin özleştirilmesi konusunda bazı ilkeler belirlediler (karşılığıolan yabancı sözcükler atılacak; Arapça, Farsça tamlamalar çözülecek;vb. Roman, uyku, tiyatro yapıtlarının, konularını ve kişilerini Türktoplumunun yaşamından alması gerektiğini ilkeleştirdiler.. GençKalemler dergisi kapandıktan (Eylül 1912) sonra, yazarlarının çoğuİstanbul'a gelerek,Türk Yurdu gibi ulusçu dergilerde yazmava başladılar.
Milli edebiyat dönemi şairleri, başlangıçta fecriaticilerin şiiranlayışlarını sürdürdüler. Ziya Gökalp'in çağrısı ve desteğiyle, yalındil ve hece ölçüsüyle şiir yazmaya başlayan "Beş Hececiler" (OrhanSeyfi, Halit Fahri, Enis Behiç, Yusuf Ziya, Faruk Nafiz), romantik birülke edebiyatı oluşturmaya koyuldular. Kişisel gözlem ve izlenimleredayanarak yurt sorunlarını, yurt güzelliklerini, yurt sevgisini dilegetirdiler; kahramanlık duygularını konu edindiler masal motiflerindenyararlandılar.
O sırada servetifünunculardan Tevfik Fikret ve Cenap Şahabettin hâlâ"usta" kabul ediliyor, Fecriati sairleri (Ahmet Haşim) de ünlerinisürdürüyorlardı, Hiç bir akıma katılmayan Mehmet Akif (Ersoy) de, dilbakımından oldukça eski, aruz ölçüsüyle yazılmış toplumcu çizgideşiirleriyle büyük ün yapmıştı. Rübap dergisindeki bazı genç şairler(Halit Fahri, Selahattin Enis, Hakkı Tahsin, Orhan Seyfi, vb.)"Neviler" adlı altında toplanıp, eski şairlerin şiirlerindeki içten,lirik ve gizemci atmosferi şiirlerinde yeniden yaşatmak istediler;ulusal geçmişe bağlanarak edebiyatın ulusal olabileceğini savundular.Yahya Kemal (Beyatlı) ile Yakup Kadri (Karaosmanoğlu) de,"Nev-Yunanilik" adını verdikleri akımda, eski Yunan edebiyatını örnekalma yoluna giltiler. Bu girişimlerden, beklenen sonuçlar alınamadı.
Milli edebiyat döneminin roman ve Öykülerinde, konular çoğunluklatoplum sorunlarından alınmış, konuşma dil ve üslubunu yaygınlaştırmaamaç edinilmişti. Bazı romanlarda ve öykülerde, İstanbul dışındakiçevrelerde söz konusu olan toplumsal sorunlar işlendi.
Ulusçuluk siyasal bir ideoloji olarak yaygınlaştırılmaya çalışıldı.
Kurtuluş Savaşı'nın çeşitli görünümleri, ilgi çekici gözlem ve yorumlarla yansıtıldı
CUMHURİYET SONRASI TÜRK EDEBİYATI
Cumhuriyet dönemi ve sonrası Türk edebiyatı (1923'ten günümüze).Cumhuriyet yönetiminin kurulmasının ve Türk Devrimi'nin başlatılmasınınardından, devlet kültüre, Türk toplumunun yerli sanat etkinliklerinebüyük önem verip, destekledi ve yönlendirdi, Batı ve Doğu klasikleriTürkçe'ye kazandırıldı, latin kökenli harflerin kabulü ve dil devrimi,özellikle yeni Türk edebiyatının daha geniş kitlelere ulaşmasında büyükrol oynadı.Cumhuriyet dönemi Türk şiirinde biçim ve içerik yönündenbüyük değişiklikler oldu.
Beş Heciler'in yolundan giden bazı şairler, halk kaynağına yöneldiler,Anadolu'yu ve Türk tarihini konu edinerek, ulusçuluk bilincinigüçlendirmeye çalıştılar. Yahya Kemal'in "mektepten memlekete" diyeözetlediği ilkeyi, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Muhip Dranas gibişairler, hecenin değişik olanakları içinde şiire egemen kıldılar.I928'de "Yedi Meşale" adlı ortak bir kitap çıkaran ve "YediMeşaleciler" adıyla anılan şairler (Kenan Hulusi Koray, Ziya OsmanSaba, Yaşar Nabi Nayır, Cevdet Kudret, Muammer Lütfi, Sabri EsatSiyavuşgil, Vasfi Mahir Kocatürk) sürekli ve etkili bir toplulukoluşturamadılar. Cumhuriyet dönemi şiirine yön veren şairlerden biride, Nâzım Hikmet oldu. Toplurmcu-gerçekçi şiirin öncüsü olan NazımHikmet, yeni şiire her şeyden önce biçim özgürlüğü kazandırdı. Türkşiirine l1940-1955 yılları arasında egemen olan Garip akımı (Orhan VeliKanık, Melih Cevdet Anday, Oktay Rıfat), geleneksel Türk şiiriylebağını kopardı; Batılı çağdaş ozanlara, özellikle gerçeküstücülere ilgigösterdi; ölçüsüz, uyaksız, söz ve anlam oyunlarından uzak bir şiirtürü geliştirildi. Garip akımına tepki olarak doğan ikinci Yeni akımı(Oktay Rıfat, İlhan Berk, Turgut Uyar, Edip Cansever, Cemal Süreya,Sezai Karakoç, Ece Ayhan, Ülkü Tamer, vb.) üyeleri, özgür çağrışımyöntemini kullandılar, soyutlamaya yönelerek, "anlaşılmaz bir şiir"türü oluşturdular. Bu akımlardan herhangi birine katılmayan bazışairlerse (Fazıl Hüsnü Dağlarca, vb.), bireyin yaşam kavgasındakiiniş-çıkışıarını dramatik görünümüyle anlattılar, bazı evrenselkonuları şiirlerinde gereç olarak kullandılar.
Cumhuriyet dönemi Türk romanı ve öyküsü, Anadolu insanınıngerçeklerine, sorunlarına yöneldi,1930 yıllarından sonratoplumcu-gerçekçi roman akımının doğması, Anadolu'nun çeşitlibölgelerinde yasayan insanların yaşamını, sorunlarını gerçekçigözlemlere dayalı olarak yansıtma olanağı sağladı. Türk toplumunungeçirdiği siyasal,toplumsal, kültürel değişiklikler, bu değişikliklerininsan üstündeki etkileri, yabancılaşma, aydınların edilginliği vebunalımı, kentleşme olgusunun yarattığı bunalımlar, yurt dışınaçalışmaya giden işçiler, cinsellik gibi geniş bir konu yelpazesi ortayakondu.
Cumhuriyet ve sonrasında eleştiri ve edebiyat tarihi çalışmaları dahasağlam bir bilimsel temele oturtuldu. Türk edebiyatının aşağı yukarıbütün dönemleri, bu dönemlerle ilgili akımlar, topluluklar ve genelolarak edebiyatçıların yaşam öyküleri, yapıtları üstüne çeşitliyayınlar yapıldı. _________________ Evimiz buzdan
Ekmegimiz tuzdan
Ask?m?z atestendi
Ve birg?n yagmur yagd? (: |
|